Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı Bağlamında Yapılan Değişikliklerin Analizi

Av. Doç. Dr. Mahmut Kaplan · 13 Eylül 2026

A. CMK m. 308’e Dair Genel Açıklamalar

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen kararlarına karşı itiraz yetkisi CMK m. 308’de düzenlenmiştir. Düzenleme kesinleşmiş kararlara karşı gidilebilen bir hukuki çare olması nedeniyle olağanüstü kanun yolu niteliğindedir. Düzenleme metninin güncel hali şu şekildedir:

Madde 308 – (1) (Değişik:16/7/2026-7589/17 md.) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.

(4) (Ek:16/7/2026-7589/17 md.) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılır.

Düzenleme kesinleşmiş hükme karşı hukuki çare olarak ihdas edilmiş olsa da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kullanılan bir çare olması nedeniyle sanık veya katılan bakımından işlevsellikten uzaktır.

Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen kararlarda yer alan hukuki hataların düzeltilebilmesi adına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyanın kendisine teslim edilmesinden itibaren üç ay içerisinde sanık aleyhine süre aranmaksızın sanık lehine itiraz edebilir. İtiraz kararı veren daireye yapılmakta olup daire itirazı yerinde görürse kararını düzeltebilir. Daire itirazı yerinde görmezse inceleme yapmak ve karar vermek üzere dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderir. Dairenin kararını düzeltebilmesine imkan tanınmış olması incelemenin sürüncemede kalmaması adına isabetlidir. 22.05.2015 - 31.12.2017 tarihleri arasında yapılan 2588 itiraz başvurusunun 1424 tanesi daire tarafından kabul edilmiştir[1].

B. 7589 Sayılı Kanun ile Getirilen Düzenlemelerin Değerlendirilmesi

2024 yılında kaleme aldığımız Ceza Muhakemesi Mağdur Kavramı ve Mağdur Hakları[2] isimli doçentlik tezimizde belirttiğimiz bazı hususların düzenlemeye yansıtıldığını görmekteyiz. Ancak düzenleme mevcut haliyle uygulamadaki sorunları gidermekten uzaktadır.

7589 sayılı Kanun ile maddenin ilk fıkrasında belirtilen süre değiştirilmiş, yine maddeye ek 4. fıkra eklenmiştir. İlk olarak daire kararlarına karşı sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için aranan bir (1) aylık süre koşulu değiştirilmiştir. Uygulamada birçok Yargıtay kararı tebliğ edilmemekte veya gerek sanık gerekse müdafi karar verildikten uzun bir süre sonra haberdar olmaktadır. UYAP sistemi üzerinden kararın öğrenilmesinde de bazen kararın sisteme geç yüklenmesi nedeniyle bir aylık süre kaçırılmaktaydı. Yine istem üzerine itiraz edildiğinde istemin bu bir aylık süre içerisinde yapılması yeterli değildi. Zira başsavcılık bakımından ayrıca bir aylık süre öngörülmediğinden süre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da geçirilebilmekteydi. Bu sebeple sanık aleyhine itirazda başvuru süresi olarak üç aylık süre öngörülmesi bize göre olumludur. Bu durum özellikle katılan, katılma talebi karara bağlanmamış olanlar ya da katılan sıfatını alacak surette zarar görmüş olanlar bakımından hakların dengelenmesi noktasında isabetlidir.

CMK m. 308’e yapılan ekleme ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisini kullanması için kimlerin istemde bulunabileceği de açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenleme olmasaydı da aynı sonuca varılabilecekken uygulamada oluşan tereddütleri gidermek adına açıkça istemde bulunabileceklerin düzenlemeye eklenmesi kanaatimizce isabetlidir. Kanun koyucunun bu şekilde detaylı düzenleme veya eklemeler yapmasının altında yatan nedenler arasında uygulamada bu şekilde bir açıklığın olmadığı hallerde “ek iş-külfet” olmasın diye başvuru sahiplerinin aleyhine yorumlar yapılmasıdır[3]. Esasında CMK m. 260 ve devamında kimlerin kanun yoluna başvurabileceği hüküm altına alınmış olup CMK m. 308’de tekrar bir düzenlemeye gidilmesi gereksiz gibi görülebilir. Ancak yer verdiğimiz BAM kararından da anlaşılacağı üzere uygulama amaçsal yorumu “az iş oluşturacak” tarzda yaptığından çeşitli hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.

C. CMK m. 308’e İlişkin Tespit ve Öneriler

1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazını iki şekilde yapmaktadır. İlk olarak hukuka aykırılığı kendisi tespit eder ve resen başvuruda bulunabilir. İkincisi istem üzerine yapabilir. İstem üzerine başvuruda ise başsavcılığın itiraz yoluna başvurması ise ihtiyaridir. Yani istem bağlayıcı değildir. Her ne kadar son dönem istatistiklerine ulaşamamış olsak da 2015-2017 yıllarına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Faaliyet raporuna göre 22.05.2015 - 31.12.2017 tarihleri arasında 20.481 dosya için mahallinden itiraz talebinde bulunulmuş ve bu itiraz taleplerine konu dosyalardan 2.588 dosya için itiraz kanun yoluna başvurulmuştur[4]. Görüldüğü üzere oransal olarak çok düşük bir talep kabul görmektedir.

2. Olağanüstü itiraz isteminin yerinde görülmemesine ilişkin kararlar da gerekçesiz olarak verilmektedir. Bu noktada gerek BAM gerekse Yargıtay Başsavcılıkları istemlerin ne derece kapsamlı, detaylı ve somutlaştırılmış taleplerden oluşmasına karşın genel geçer ifadelerle soyut olarak, hatta bazı kararlarında “kararın kesinleşmiş olması, daire denetiminden geçmiş olması” gibi gerekçelerle reddedebilmektedir. Bu ret kararlarına karşı herhangi bir kanun yolu öngörülmemiştir.

3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı için istemde bulunulduğunda istemden dosyanın ilgilileri haberdar olmamaktadır. Örneğin aleyhe itirazda sanık ve müdafi, lehe itirazda katılan ve vekili istemden haberdar edilmemekte ve böylelikle isteme karşı cevap verememektedir. CMK m. 308/A bakımından durum Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştır. Anayasa Mahkemesi[5] incelemesinde sanığın haberdar edilmemesini savunma hakkı, adalet duygusu ve adil dengeyi bozacağı gerekçeleriyle düzenlemenin iptaline karar vermiştir. Bu durum CMK m. 308 bakımından da geçerlidir. Ancak kanun koyucu değişiklik yaparken keyfiyeti dikkate almamıştır[6].


Dipnotlar

  1. https://www.yargitaycb.gov.tr/documents/YCBS_Faaliyet_Raporu2.pdf
  2. Konuya ilişkin değerlendirme tartışmalar için ayrıca bkz. Mahmut Kaplan, Ceza Muhakemesinde Mağdur Kavramı ve Mağdur Hakları, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024, s.239-241.
  3. Katılan sıfatını alacak surette suçtan zarar görmüş olup da mahkeme tarafından herhangi bir bildirim yapılmadığı için verilen hükümden haberdar olmayanlar bu kapsamdadır. Ancak uygulamada soruşturma ve kovuşturma aşamasının hiçbir evresinde bildirimde bulunulmayan ve tesadüfen hükmü öğrenen kişinin kanun yolu başvurusu kanun yolu başvuru hakkı olmadığından bahisle reddedilebilmektedir. Örnek için bkz. Antalya BAM 2. Ceza Dairesi, 2025/2030 Esas, 2026/2427 Karar ve 08.07.2026 Tarihli kararı.
  4. https://www.yargitaycb.gov.tr/documents/YCBS_Faaliyet_Raporu2.pdf
  5. “20. Ceza yargılamasını yeniden başlatma yetkisinin, mümkün olan azami ölçüde, bireyin çıkarları ile ceza adaleti sisteminin etkinliğini sağlama ihtiyacı arasında adil bir denge kurulacak şekilde kullanılması gerekir. İtiraz konusu kural itiraz yetkisinin kullanmasını belli bir sebeple sınırlandırmadığından bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin istisnaları kapsamında görülemeyecek olan sebeplerle de itiraz yetkisini kullanabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesiyle bağdaşmamaktadır. // 21. Bununla birlikte kuralda anılan itirazın sadece sanık aleyhine değil sanık lehine de yapılmasına imkân tanınmaktadır. Sanık aleyhine kesinleşmiş bir karardan sonra yukarıda belirtilen istisnalar olmadığı halde yeni bir yargılama yapılması aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırılık oluşturmakta ise de sanık lehine yapılacak itirazlar yönünden böyle bir durumun ortaya çıkması söz konusu değildir. Bu nedenle kuralın sadece “sanığın aleyhine itirazlar” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. // 27. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazı, ceza dairesinin kararını yeniden gözden geçirmesi sürecini başlatan esaslı nitelikte bir usul işlemidir. Bu işlem üzerine ceza dairesi itiraz konusu talep yönünde kararını değiştirebilmekte veya talebi yerinde görmemesi hâlinde dosyayı Kurula göndermektedir. Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları ise gereği için dairesine gönderilmektedir. Bu itibarla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazı üzerine sanık aleyhine bir karar verilmesi ihtimali doğmaktadır. Dolayısıyla sanığın bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazından haberdar edilmesi, itirazın içeriğindeki iddialara karşı savunmalarda bulunabilmesi bakımından büyük öneme sahiptir. Aksi takdirde sanığın bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının iddialarına karşı görüş bildirme imkânı elinden alınarak anılan merci karşısında zayıf ve dezavantajlı bir konuma düşeceği açıktır. // 28. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında itiraz konusu kuralın düzenlediği kanun yolu ile benzer sonuçlara sahip olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraznamelerinin veya tebliğnamelerinin sanığa tebliğ edilmemesinin adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır (Bkz. Hacı Karabulut, § 40; Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014, § 40). // 29. Bu bağlamda kural gereğince sanık hakkında bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin kesin nitelikte verilen kararlarının sanığın aleyhine de olmak üzere değişebileceği açıktır. Ancak kural, verilen kararlara yapılan itirazlardan sanığın haberdar edilmesini sağlayan herhangi bir mekanizma öngörmemektedir. Sanığın yapılan itirazdan haberdar olmaması ve itiraza karşı savunmalarını bildirememesi adalet duygusunu rencide edeceği gibi davanın tarafları arasındaki adil dengeyi de bozmaktadır. Ayrıca sanığın itirazdan haberdar edilmemesi ve buna karşı savunmada bulunma imkânından mahrum bırakılmasında korunmaya değer üstün bir kamu yararının bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural adil yargılanma hakkının ilkelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. // 30. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. Maddesine aykırıdır. İptali gerekir”. (AYM, E.2021/48, K.2022/7, 26/01/2022, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2022/7)
  6. Kaplan, s.241.
← Tüm Yazılara Dön

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Bırakın

Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki ihtiyaçlarınıza en uygun çözümler için hemen bizimle iletişime geçin.